zarif-ce:

Türk Düşünce ve Fikir Dünyasına Yön Veren Önemli İsimlerin Dilinden A. Cahit ZarifoğluErdem BeyazıtCahit’te çok sık görürüz anlatılmaz olanı, çok değişik, belki şiire hiçbir zaman malzeme olmayacak diye düşündüğüm kelimelerle öyle bir ifade eder ki, tam şiiri orada yakalar. Hemen somutlaştırıverir o soyut şeyi. Yine naçizane görüşümü belirteyim; Cahit Zarifoğlu o hale gelmişti ki, kendi dünyası içinde bir şiir dili kurmuştu ve bunu çok iyi kullanırdı. Yani şiire o anlatılmaz olana ait bir durum çıktığı zaman, bir algılama olduğu zaman onu hemen anında şiire döküverirdi. Rasim Özdenören;Cahit Zarifoğlu’nun şiiri bunca anlaşılmaz, kapalı ya da zor anlaşılır bulunmasına rağmen, şimdiye kadar hiçbir aklı başında şiir okuyucusu (eleştirmen ya da okuyucu olarak) bu şiirleri reddetmek, yok sayak cesaretini gösterememiştir. Çünkü elindeki metinler, anlaşılması zor da olsa daima değerli bir ürün olarak görünmüştür.Aşkla şehvet, veliyle zerdüşt, sevgiliyle fahişe, varlıkla yokluk, zaman ve ölüm, geçmiş ve gelecek arasında zikzaklar çizip durur şair. Birinden ötekine gidip gelir. Bir arayış içinde midir acaba? Yer yer trajik deyişlere ulaşan bir içlilikle topyekun varlığın türküsünü söylemek ister gibidir. Açlık, varoluş, aşk, zaman, savaş hep içiçe örgütlenmiştir, bu şiirlerde.Aslında Cahit’in şiirleriyle İkinci Yeni Diye bilinen şairlerin şiirleri incelendiği ve illa bir etkileşim söz konusu edilmek istendiğinde ben Cahit’in şiirlerinin kendinden önce gelenleri etkilediğini iddia edeceğim.Aleaddin ÖzdenörenCahit kadar kendini şiirle özdeştirmiş başka bir şaire rastlamak çok güçtür. Şiirinin kapalı olduğuna, anlaşılmadığına dair birçok protestolar ve itirazlar olmuştur. Ben bu noktada şöyle bir düşünceye sahibim: Cahit insanın kaderini yalnızlığını faniliğini ölümünü varoluşunun anlamını ve anlamsızlığını hiç felsefi spekülasyonlara kaçmaksızın bir şiir diliyle yansıtmasını bilen bir şairdir. Şiirinin kapalı oluşunu ben buna bağlıyorum. Doğayı nicel olarak değil, nitel olarak gözleyen bir insandı. Yani münasebetler haliyle değil, doğanın arkasına nüfuz etmesini bilen bir insandı. Dolayısıyla bu şiir kendiliğinden bir anlaşılmazlığı da beraberinde getirmek zorundaydı. O hür bir şairdi, yaşayışıyla da hür bir insandı.Akif İnanKanaatimizce Cahit’in şiiri belli bir kalıp içerisinde hemen formüle edilebilecek, anlatılabilcek bir hüviyet taşımıyor. Cahit eski tabirle şair-i maderzat, anadan doğma şair idi ev Nabi Avcı’nın da ifade ettiği gibi bir kültürden gelmiyordu. Tanpınar veya üstad Necip Fazıl gibi şairlerin şiirinden söz ederken bazı ekolleri sözkonusu etme zorunluluğu var. Bütün sanatçılar için bu sözkonusu. Fakat Cahit için bunu söyleyemiyoruz. Cahit’in şiir özelliklerini madde madde çıkartamayız .Çünkü o çıkaracağımız liste eksiktir. İşte Cahit’in şu özelliği vardır deriz, ama bir bakarız ki onun tam zıddı kamili, mefhumu muhalifi bir özellik bizim gözümüzden kaçmış. Kendine özgü bir kişiydi. Kendine özgü bir şiir kurgusu, bir şiir algısı vardı. Çağdaş şairlerden hiç birisiyle bir benzerlik ifade eden yanı yoktu. Geçmişlerde Cahit’i müjdeleyen bir işaret göremiyoruz. Bazı yabancı dilleri bilirdi ama yabancılardan da etkilenmediğini biliyoruz. Diyebilirizki, Cahit, şiirimizin son dönemdeki dahisidir. İsmet ÖzelKendinden sonra yazmaya başlayan genç müslüman şairlere hangi özellikleriyle yol göstermiş olursa olsun, O’ndan sonrakiler O’nda ders alınacak bir taraf bulacaklardır. Hem şiirin kendine mahsus kaliteleri bakımından, hem müslüman bir şairin dünya hayatındaki temayülleri bakımından.Behçet NecatigilŞiirlerinde geniş boyutlarla, özellikle madde ve ruh çatışması, Batı diktasına karşı Doğu protestosu gibi temaları işlediği görülüyor.Cemal SüreyyaZarifoğlu’nun şiiri başlangıçta benimkiyle Sezai Karakoç’unki arasında kendine yer arar. O ara bana daha da yakın olduğunu söyleyebilirim. Giderek kendini buldu. İsimler sözlüklerinde ve ansiklopedilerde onun “gizemci” olduğu çok kesin bir şekilde söylenir. Bence o kadar değil, ya da Zarifoğlu’nun ayırıcı özelliği orada değil. İşaret onda aynı zamanda sorudur. Maraşlı delikanlı tavrını hiç bırakmaması, onun bir inançtan çok, bir afiye bir gösteriye ilişkin olmasından kaynaklanıyordu. Mahallesini çok seven ve oradan gelen dayanışma duygusunu bir silah gibi de görmeye başlayan çocuk. Zarifoğlu’nun şiirinde çok şey serüven duygusundan doğmuştur. Serüvenin kahramanı kendisidir. (…) Evet bir kabala var Zarifoğlu’nun şiirinde. Ama cinlerle içli dışlı olmayan bir kabala, bir çeşit yazgı pokerine yönelmiş. Ece Ayhan’a sordum, ona göre “Cahit Zarifoğlu” şiirde yapı sorununu en iyi kavramış bir konuda örnek gösterilebilecek sanatçılardan biri. Kolsuz bir Hattat’da ayrıca belirtmiş bunu. Nabi AvcıCahit Zarifoğlu’nun şiirinde, benim hissedebildiğim kadarıyla, insanın kendi bedeni üzerine düşünmesi var. Daha doğrusu kendi bedenini şiirinde hissetmesi var.Kamil Eşfak Berki;Cahit Zarifoğlu, şiirleriyle bir dil tadı getiren, bu dil tadı da hayata verdiği cevapları yaşadığı dönemin birey duyarlığını temsil edici bir şair-insan olmasından da gelen, ana karakter olarak naturalist bir mantığı olan bir şairdir. Hayatı idare eden sır bütününü fark edişi ve onu arayışı, onun şiiri ve düz yazılarında metafizik bir edayı da yer yer kazandırıyor. O da karmaşık (ama yer yer de karışıklıkla da) poetizm içinde pürist tutumlu bir sanatçıdır.Mehmet KahramanCahit Zarifoğlu, çağın en büyük problemi olan insan problemine doğru çözümler öneren, insanı insana yakışır bir konuma koyan iki sanatçıyı, Necip Fazıl ve Sezai Karakoç’u kendi önünde izlenebilir sanatçılar olarak bulur. Ama bu iki sanatçıyı taklit etmez. Bu anlamda değil onun izleyiciliği. Başka başka vadilerde yazan bu iki sanatçının dışında, Zarifoğlu’nun sanatı bir üçüncü vadidir. Kendi sesi ve kendi imkanlarıyla ortaya konmuş, orijinal bir sanattır.Alim KahramanCahit Zarifoğluna ait hangi metin olursa olsun, onun dünyasına bir iklime girer gibi girersiniz. Yeni bir iklime girmenin ne gibi etkileri oluyorsa, nasıl değiştiriyorsa insanı öyle değişirsiniz. Zarifoğlu’nun anlatımından gelen, ondan alınan bir tad vardır. Bu tad, her lokantada bulunan bir tad değildir. Yalnız onda yapılan, başka yerlerde bulunması mümkün olmayan özel bir yemeği yemeye gider gibi gidilir onun anlatımına.Zarifoğlu’nun anlatımı için olay sözcüğünü kullanmıştım. Bu anlatım küçük fakat önemli bir olayın gerçekleşmesi gibi (mesela bir gülün açması) duyumsanır. Dil dediğimiz genel atmosferin içinde adım adım beliren, ortaya çıkan, içten sarsıcı ve değiştirici bir serüven gibi yaşanır onun anlatımı.İlhan KutluerMerhum Cahit Zarifoğlu’nun “camiamız” tarafından çoğunlukla karmaşık ve anlaşılmaz bulunan şiirlerini deşifre etmemize yarayacak ve “günlük” dile tercüme etmemizi sağlayacak bir metnin varlığı, mısır hiyerogliflerini böyle bir metnin yardımıyla çözen adam kadar bizi heyecanlandırabilirdi. Çünkü, diye düşünürdük, bu kadar anlaşılmaz şiirleri bir kez çözersek, artık şu modern şiir denen bilmeceyi bütünüyle halletmemiz işten bile değildir. Öyle zannediyorum ki merhim Zarifoğlu da şiirlerinin neden bu kadar karmaşık ve anlaşılmaz olduğu yolunda kendisine yöneltilen sorulardan hep gizli bir rahatsızlık duymuştu, ama şiirlerini açıklamanın değil, belki açımlamanın mümkün olduğuna inanıyordu ve bir şiiri açımlamanın şiire en yakın yolunun yeni şiirler yazmak olduğuna kanaat getirmiş olmalıydı.Mustafa Ruhi ŞirinZarifoğlu’nun şiirlerinde kullandığı sezgi yöntemi çocuk kitaplarına da yansır. Bilinçaltındaki bağlantılar reel olaylarla çakışınca, fantezi ile olağanüstü, gerçekler dünyası ile hayaller dünyası birarada sihirli bir dünyanın kapılarını aralar. Kendine göre tahayyül ettiği, kendisinin müşahede ettiği, -yaşadığı demek daha uygun olabilir- dünyayı resimlemekten kaçınmaz. Bir kelimenin peşinde hiç yorulmadan dolaşarak projeksiyon görevini yerine getirir.İsmail KıllıoğluCahit Zarifoğlu’nun sanatında hayatın ve ölümün, aşkın ve şehvetin, inanmanın ve inkarın, teslim olmanın ve isyanın, insanın iç dünyasının ve doğanın ve doğal olan vb. benzeri anatomi, çatışkı ve karşıtlıkların nasıl birbirlerini bütünledikleri bir olağanüstü denecek çağrışımda anlatılır. Ayrıca kendiliklerinden bütün olan şeyler, onun şiirinde adeta temel taşı göreviyle yükselirler: Çocuk ve çocukluk, kadın, baba ve anne, tabiat ve dağ çoğunlukla yalın ortamda kurulurlarken, çoğunlukla da mecazi anlamın kavranılmalarında belirleyici öğelere dönüşürler. İşaret Çocukları’ndan Korku ve Yakarış’a uzanan şiir çizgisi bunlarla oluşurken; düzyazıları Yaşamak, İns ve öteki eserlerde de bunun yankısı olumlu bir şekilde ortaya konulur. Onun için Cahit Zarifoğlu’nun sanatı hayatın üstüne çakışır. Bütünlüğü de burada: Sanat hayata tekaddüm ederek onun anlamını açıklar. Selim İleriCahit Zarifoğlu’nun şiirini ve düzyazısını o uzaklık, ayrılık gayrılık içinde ancak kendi uzlet köşemden izleyebiliyordum. Kamplaşma havasında kendine yer bulamayacak bu ince şiir, kapalı ama mutlaka sanatkarca düzyazı kendine özgü değerleri daima korurda. Kapalılık gitgide içekapanış konumuna dönüşmüştür. Besbelli yalnızlık. Zaman zaman İbsen’in kaygılı ferdiyetini, zaman zaman Rilke’nin haykırışını anımsatan, yaşamı ve ölümü bir sorgu gibi karşımıza çıkaran Cahit Zarifoğlu şiiri, bir gün, çok daha aydınlık bir ortamda acısını asıl okuruna iletebilecektir.Atilla ÖzkırımlıAdını duyardım. Ama şiiriyle ilk kez Cemal Süreyya’nın Papirüs dergisinde karşılaştım. “Ağartı”ydı şiirinin adı.(Papirüs sayı 3, 1966) “Sevgiler yüzüne karşılık geldim/kaygı bağırdı gözevlerimde” dizeleriyle başlıyor. “İkinci Yeni”nin, anlamı imgeler, çağrışımlar düzeyinde yakalamayı ve yeni bir şiir dili yaratmayı amaçlayan şiirsel eylemini başarılı bir biçimde sürdürüyordu. Ebubekir EroğluDaha ilk şiirlerinde adeta ortasından yakalayarak, kendi sesini bulan bir şairin öteki şairlerle ilgisini kurmak biraz güçtür. Ama şiirinde ve hayata bakışlarındaki “acı” unsuru ile Turgut Uyar’la benzerlik gösterdi. Toplumsal sorumluluk duygusu içinde, içten içe biçimlenen kişiliğinde ise Sezai Karakoç’un büyük etkisi vardır. Bu etki onun aile-içi, kasabalı ve şehirli değerlere güvenle yaklaşmasını sağlamıştır.Enis BaturCahit Zarifoğlu bir gün keşfedilecek özel bir adadır.Cumali ÜnaldıBaştan beri Cahit Zarifoğlu’nun şiiri geniş açılı bir fotoğraf makinesi gibi geniş bir alanı kucaklar. Zengin bir kaynağa sahiptir. Dünya’daki küçük sesleri bile alabilen hassas bir anten gibidir. Bu durumu Zarifoğlu’nun yapısından, davranış biçiminden ve kişiliğinden kaynaklanan bir olgu olarak değerlendirebiliriz, her şeye ve her olaya karşı duyarlılığını ortaya koyabilmektedir.Böylesine zengin olan iş dünyasını şiir olarak ortaya koyarken hep buzlu camların arkasına gizlenir, hep flu görüntülerle ipucu verip gerçek okuyucusunu bulmanın peşindedir. Onun okuyucusu olmak, bir bakıma belli bir okuyucu arasından seçilmek olmayı gerektirir. Bu zorluğu aştınız mı sizi ses, renk, ışık ve sözün en olgun ürünlerinin beklediğinden emin olabilirsiniz. Ancak şiirin kendini kolay teslim etmediğini de unutmamak gerekir. Kendisi şair olarak birçok zorluğu göğüslemeye hazır ve talip olduktan sonra okuyucusunu zora koşması da tabidir.Hüseyin HatemiTürkçe’de hem ahenge ulaşmak hem de duygu iletişimini sağlamının belki de en çetin bir şairlik görevi olduğu günümüzde, bir de buna “avucunda kor tutmayı” eklemişti. “Hal”ini iyiye doğru sürekli yüceltirken “şiir”ini de yeni “hal”ine uydurma savaşımında idi.Ersin GürdoğanCahit Zarifoğlu Yeni Türk Edebiyatı’nın çok güçlü şairlerinden biri olmasına rağmen, oldukça alçakgönüllü, ve son derece uyumlu bir insandı. Dolaştığı yerlerde, değişik renkten ve ırktan binlerce kişiyle dost olmuştu. O, binlerce insan, onca ülke ve milyonlarca ayrıntı arasında, değişmeyen ve zamanla değişmeyecek olanı yakalamıştı. Milyonlarca değişik ayrıntı yanında, o hiç değişmeyeni kavramanın verdiği güçle daha bir doğurgan ve zengin bir şiir ırmağı olmuştu. İçinde bir yeraltı ırmağı gibi taşıdığı şiir, değişik iklimlerde daha bir saflık ve daha güç kazanmıştı.Bu yorumlar Beyan Yayınları’ndan çıkmış olan şairin bütün şiirlerini içeren “Şiirler” kitabının 2. baskısından alınmıştır.

zarif-ce:

Türk Düşünce ve Fikir Dünyasına Yön Veren Önemli İsimlerin Dilinden A. Cahit Zarifoğlu

Erdem Beyazıt

Cahit’te çok sık görürüz anlatılmaz olanı, çok değişik, belki şiire hiçbir zaman malzeme olmayacak diye düşündüğüm kelimelerle öyle bir ifade eder ki, tam şiiri orada yakalar. Hemen somutlaştırıverir o soyut şeyi. Yine naçizane görüşümü belirteyim; Cahit Zarifoğlu o hale gelmişti ki, kendi dünyası içinde bir şiir dili kurmuştu ve bunu çok iyi kullanırdı. Yani şiire o anlatılmaz olana ait bir durum çıktığı zaman, bir algılama olduğu zaman onu hemen anında şiire döküverirdi.

Rasim Özdenören;

Cahit Zarifoğlu’nun şiiri bunca anlaşılmaz, kapalı ya da zor anlaşılır bulunmasına rağmen, şimdiye kadar hiçbir aklı başında şiir okuyucusu (eleştirmen ya da okuyucu olarak) bu şiirleri reddetmek, yok sayak cesaretini gösterememiştir. Çünkü elindeki metinler, anlaşılması zor da olsa daima değerli bir ürün olarak görünmüştür.

Aşkla şehvet, veliyle zerdüşt, sevgiliyle fahişe, varlıkla yokluk, zaman ve ölüm, geçmiş ve gelecek arasında zikzaklar çizip durur şair. Birinden ötekine gidip gelir. Bir arayış içinde midir acaba? Yer yer trajik deyişlere ulaşan bir içlilikle topyekun varlığın türküsünü söylemek ister gibidir. Açlık, varoluş, aşk, zaman, savaş hep içiçe örgütlenmiştir, bu şiirlerde.

Aslında Cahit’in şiirleriyle İkinci Yeni Diye bilinen şairlerin şiirleri incelendiği ve illa bir etkileşim söz konusu edilmek istendiğinde ben Cahit’in şiirlerinin kendinden önce gelenleri etkilediğini iddia edeceğim.


Aleaddin Özdenören
Cahit kadar kendini şiirle özdeştirmiş başka bir şaire rastlamak çok güçtür. Şiirinin kapalı olduğuna, anlaşılmadığına dair birçok protestolar ve itirazlar olmuştur. Ben bu noktada şöyle bir düşünceye sahibim: Cahit insanın kaderini yalnızlığını faniliğini ölümünü varoluşunun anlamını ve anlamsızlığını hiç felsefi spekülasyonlara kaçmaksızın bir şiir diliyle yansıtmasını bilen bir şairdir. Şiirinin kapalı oluşunu ben buna bağlıyorum. Doğayı nicel olarak değil, nitel olarak gözleyen bir insandı. Yani münasebetler haliyle değil, doğanın arkasına nüfuz etmesini bilen bir insandı. Dolayısıyla bu şiir kendiliğinden bir anlaşılmazlığı da beraberinde getirmek zorundaydı. O hür bir şairdi, yaşayışıyla da hür bir insandı.

Akif İnan
Kanaatimizce Cahit’in şiiri belli bir kalıp içerisinde hemen formüle edilebilecek, anlatılabilcek bir hüviyet taşımıyor. Cahit eski tabirle şair-i maderzat, anadan doğma şair idi ev Nabi Avcı’nın da ifade ettiği gibi bir kültürden gelmiyordu. Tanpınar veya üstad Necip Fazıl gibi şairlerin şiirinden söz ederken bazı ekolleri sözkonusu etme zorunluluğu var. Bütün sanatçılar için bu sözkonusu. Fakat Cahit için bunu söyleyemiyoruz. Cahit’in şiir özelliklerini madde madde çıkartamayız .Çünkü o çıkaracağımız liste eksiktir. İşte Cahit’in şu özelliği vardır deriz, ama bir bakarız ki onun tam zıddı kamili, mefhumu muhalifi bir özellik bizim gözümüzden kaçmış. Kendine özgü bir kişiydi. Kendine özgü bir şiir kurgusu, bir şiir algısı vardı. Çağdaş şairlerden hiç birisiyle bir benzerlik ifade eden yanı yoktu. Geçmişlerde Cahit’i müjdeleyen bir işaret göremiyoruz. Bazı yabancı dilleri bilirdi ama yabancılardan da etkilenmediğini biliyoruz. Diyebilirizki, Cahit, şiirimizin son dönemdeki dahisidir.

İsmet Özel
Kendinden sonra yazmaya başlayan genç müslüman şairlere hangi özellikleriyle yol göstermiş olursa olsun, O’ndan sonrakiler O’nda ders alınacak bir taraf bulacaklardır. Hem şiirin kendine mahsus kaliteleri bakımından, hem müslüman bir şairin dünya hayatındaki temayülleri bakımından.

Behçet Necatigil
Şiirlerinde geniş boyutlarla, özellikle madde ve ruh çatışması, Batı diktasına karşı Doğu protestosu gibi temaları işlediği görülüyor.

Cemal Süreyya
Zarifoğlu’nun şiiri başlangıçta benimkiyle Sezai Karakoç’unki arasında kendine yer arar. O ara bana daha da yakın olduğunu söyleyebilirim. Giderek kendini buldu. İsimler sözlüklerinde ve ansiklopedilerde onun “gizemci” olduğu çok kesin bir şekilde söylenir. Bence o kadar değil, ya da Zarifoğlu’nun ayırıcı özelliği orada değil. İşaret onda aynı zamanda sorudur. Maraşlı delikanlı tavrını hiç bırakmaması, onun bir inançtan çok, bir afiye bir gösteriye ilişkin olmasından kaynaklanıyordu. Mahallesini çok seven ve oradan gelen dayanışma duygusunu bir silah gibi de görmeye başlayan çocuk. Zarifoğlu’nun şiirinde çok şey serüven duygusundan doğmuştur. Serüvenin kahramanı kendisidir. (…) Evet bir kabala var Zarifoğlu’nun şiirinde. Ama cinlerle içli dışlı olmayan bir kabala, bir çeşit yazgı pokerine yönelmiş.
Ece Ayhan’a sordum, ona göre “Cahit Zarifoğlu” şiirde yapı sorununu en iyi kavramış bir konuda örnek gösterilebilecek sanatçılardan biri. Kolsuz bir Hattat’da ayrıca belirtmiş bunu.


Nabi Avcı

Cahit Zarifoğlu’nun şiirinde, benim hissedebildiğim kadarıyla, insanın kendi bedeni üzerine düşünmesi var. Daha doğrusu kendi bedenini şiirinde hissetmesi var.

Kamil Eşfak Berki
;
Cahit Zarifoğlu, şiirleriyle bir dil tadı getiren, bu dil tadı da hayata verdiği cevapları yaşadığı dönemin birey duyarlığını temsil edici bir şair-insan olmasından da gelen, ana karakter olarak naturalist bir mantığı olan bir şairdir. Hayatı idare eden sır bütününü fark edişi ve onu arayışı, onun şiiri ve düz yazılarında metafizik bir edayı da yer yer kazandırıyor. O da karmaşık (ama yer yer de karışıklıkla da) poetizm içinde pürist tutumlu bir sanatçıdır.

Mehmet Kahraman
Cahit Zarifoğlu, çağın en büyük problemi olan insan problemine doğru çözümler öneren, insanı insana yakışır bir konuma koyan iki sanatçıyı, Necip Fazıl ve Sezai Karakoç’u kendi önünde izlenebilir sanatçılar olarak bulur. Ama bu iki sanatçıyı taklit etmez. Bu anlamda değil onun izleyiciliği. Başka başka vadilerde yazan bu iki sanatçının dışında, Zarifoğlu’nun sanatı bir üçüncü vadidir. Kendi sesi ve kendi imkanlarıyla ortaya konmuş, orijinal bir sanattır.

Alim Kahraman
Cahit Zarifoğluna ait hangi metin olursa olsun, onun dünyasına bir iklime girer gibi girersiniz. Yeni bir iklime girmenin ne gibi etkileri oluyorsa, nasıl değiştiriyorsa insanı öyle değişirsiniz. Zarifoğlu’nun anlatımından gelen, ondan alınan bir tad vardır. Bu tad, her lokantada bulunan bir tad değildir. Yalnız onda yapılan, başka yerlerde bulunması mümkün olmayan özel bir yemeği yemeye gider gibi gidilir onun anlatımına.
Zarifoğlu’nun anlatımı için olay sözcüğünü kullanmıştım. Bu anlatım küçük fakat önemli bir olayın gerçekleşmesi gibi (mesela bir gülün açması) duyumsanır. Dil dediğimiz genel atmosferin içinde adım adım beliren, ortaya çıkan, içten sarsıcı ve değiştirici bir serüven gibi yaşanır onun anlatımı.

İlhan Kutluer
Merhum Cahit Zarifoğlu’nun “camiamız” tarafından çoğunlukla karmaşık ve anlaşılmaz bulunan şiirlerini deşifre etmemize yarayacak ve “günlük” dile tercüme etmemizi sağlayacak bir metnin varlığı, mısır hiyerogliflerini böyle bir metnin yardımıyla çözen adam kadar bizi heyecanlandırabilirdi. Çünkü, diye düşünürdük, bu kadar anlaşılmaz şiirleri bir kez çözersek, artık şu modern şiir denen bilmeceyi bütünüyle halletmemiz işten bile değildir. Öyle zannediyorum ki merhim Zarifoğlu da şiirlerinin neden bu kadar karmaşık ve anlaşılmaz olduğu yolunda kendisine yöneltilen sorulardan hep gizli bir rahatsızlık duymuştu, ama şiirlerini açıklamanın değil, belki açımlamanın mümkün olduğuna inanıyordu ve bir şiiri açımlamanın şiire en yakın yolunun yeni şiirler yazmak olduğuna kanaat getirmiş olmalıydı.

Mustafa Ruhi Şirin

Zarifoğlu’nun şiirlerinde kullandığı sezgi yöntemi çocuk kitaplarına da yansır. Bilinçaltındaki bağlantılar reel olaylarla çakışınca, fantezi ile olağanüstü, gerçekler dünyası ile hayaller dünyası birarada sihirli bir dünyanın kapılarını aralar. Kendine göre tahayyül ettiği, kendisinin müşahede ettiği, -yaşadığı demek daha uygun olabilir- dünyayı resimlemekten kaçınmaz. Bir kelimenin peşinde hiç yorulmadan dolaşarak projeksiyon görevini yerine getirir.
İsmail Kıllıoğlu

Cahit Zarifoğlu’nun sanatında hayatın ve ölümün, aşkın ve şehvetin, inanmanın ve inkarın, teslim olmanın ve isyanın, insanın iç dünyasının ve doğanın ve doğal olan vb. benzeri anatomi, çatışkı ve karşıtlıkların nasıl birbirlerini bütünledikleri bir olağanüstü denecek çağrışımda anlatılır. Ayrıca kendiliklerinden bütün olan şeyler, onun şiirinde adeta temel taşı göreviyle yükselirler: Çocuk ve çocukluk, kadın, baba ve anne, tabiat ve dağ çoğunlukla yalın ortamda kurulurlarken, çoğunlukla da mecazi anlamın kavranılmalarında belirleyici öğelere dönüşürler. İşaret Çocukları’ndan Korku ve Yakarış’a uzanan şiir çizgisi bunlarla oluşurken; düzyazıları Yaşamak, İns ve öteki eserlerde de bunun yankısı olumlu bir şekilde ortaya konulur. Onun için Cahit Zarifoğlu’nun sanatı hayatın üstüne çakışır. Bütünlüğü de burada: Sanat hayata tekaddüm ederek onun anlamını açıklar.

Selim İleri
Cahit Zarifoğlu’nun şiirini ve düzyazısını o uzaklık, ayrılık gayrılık içinde ancak kendi uzlet köşemden izleyebiliyordum. Kamplaşma havasında kendine yer bulamayacak bu ince şiir, kapalı ama mutlaka sanatkarca düzyazı kendine özgü değerleri daima korurda. Kapalılık gitgide içekapanış konumuna dönüşmüştür. Besbelli yalnızlık. Zaman zaman İbsen’in kaygılı ferdiyetini, zaman zaman Rilke’nin haykırışını anımsatan, yaşamı ve ölümü bir sorgu gibi karşımıza çıkaran Cahit Zarifoğlu şiiri, bir gün, çok daha aydınlık bir ortamda acısını asıl okuruna iletebilecektir.

Atilla Özkırımlı
Adını duyardım. Ama şiiriyle ilk kez Cemal Süreyya’nın Papirüs dergisinde karşılaştım. “Ağartı”ydı şiirinin adı.(Papirüs sayı 3, 1966) “Sevgiler yüzüne karşılık geldim/kaygı bağırdı gözevlerimde” dizeleriyle başlıyor. “İkinci Yeni”nin, anlamı imgeler, çağrışımlar düzeyinde yakalamayı ve yeni bir şiir dili yaratmayı amaçlayan şiirsel eylemini başarılı bir biçimde sürdürüyordu.

Ebubekir Eroğlu
Daha ilk şiirlerinde adeta ortasından yakalayarak, kendi sesini bulan bir şairin öteki şairlerle ilgisini kurmak biraz güçtür. Ama şiirinde ve hayata bakışlarındaki “acı” unsuru ile Turgut Uyar’la benzerlik gösterdi. Toplumsal sorumluluk duygusu içinde, içten içe biçimlenen kişiliğinde ise Sezai Karakoç’un büyük etkisi vardır. Bu etki onun aile-içi, kasabalı ve şehirli değerlere güvenle yaklaşmasını sağlamıştır.

Enis Batur
Cahit Zarifoğlu bir gün keşfedilecek özel bir adadır.

Cumali Ünaldı
Baştan beri Cahit Zarifoğlu’nun şiiri geniş açılı bir fotoğraf makinesi gibi geniş bir alanı kucaklar. Zengin bir kaynağa sahiptir. Dünya’daki küçük sesleri bile alabilen hassas bir anten gibidir. Bu durumu Zarifoğlu’nun yapısından, davranış biçiminden ve kişiliğinden kaynaklanan bir olgu olarak değerlendirebiliriz, her şeye ve her olaya karşı duyarlılığını ortaya koyabilmektedir.
Böylesine zengin olan iş dünyasını şiir olarak ortaya koyarken hep buzlu camların arkasına gizlenir, hep flu görüntülerle ipucu verip gerçek okuyucusunu bulmanın peşindedir. Onun okuyucusu olmak, bir bakıma belli bir okuyucu arasından seçilmek olmayı gerektirir. Bu zorluğu aştınız mı sizi ses, renk, ışık ve sözün en olgun ürünlerinin beklediğinden emin olabilirsiniz. Ancak şiirin kendini kolay teslim etmediğini de unutmamak gerekir. Kendisi şair olarak birçok zorluğu göğüslemeye hazır ve talip olduktan sonra okuyucusunu zora koşması da tabidir.


Hüseyin Hatemi
Türkçe’de hem ahenge ulaşmak hem de duygu iletişimini sağlamının belki de en çetin bir şairlik görevi olduğu günümüzde, bir de buna “avucunda kor tutmayı” eklemişti. “Hal”ini iyiye doğru sürekli yüceltirken “şiir”ini de yeni “hal”ine uydurma savaşımında idi.

Ersin Gürdoğan
Cahit Zarifoğlu Yeni Türk Edebiyatı’nın çok güçlü şairlerinden biri olmasına rağmen, oldukça alçakgönüllü, ve son derece uyumlu bir insandı. Dolaştığı yerlerde, değişik renkten ve ırktan binlerce kişiyle dost olmuştu. O, binlerce insan, onca ülke ve milyonlarca ayrıntı arasında, değişmeyen ve zamanla değişmeyecek olanı yakalamıştı. Milyonlarca değişik ayrıntı yanında, o hiç değişmeyeni kavramanın verdiği güçle daha bir doğurgan ve zengin bir şiir ırmağı olmuştu. İçinde bir yeraltı ırmağı gibi taşıdığı şiir, değişik iklimlerde daha bir saflık ve daha güç kazanmıştı.

Bu yorumlar Beyan Yayınları’ndan çıkmış olan şairin bütün şiirlerini içeren “Şiirler” kitabının 2. baskısından alınmıştır.

24 Nisan 2014

“Allâhumme innî estehîruke bi-ilmike ve estakdiruke bikudratike ve es’eluke min fadlike’l-azîm. Feinneke takdiru velâ ekdiru ve ta’lemu vela â’lemu ve ente allâmu’l-ğuyûb. Allâhumme in kunte ta’lemu enne hâzâ’l, emre hayrun lî fî dînî ve meâşî ve âkibeti emrî âcili emrî ve âcilihi fakdirhu lî ve yessirhu lî summe bârik lî fîh. Ve in kunte tâ’lemu enne hâza’l-emre şerrun lî fî dînî ve meâşî ve âkıbeti emri âcili emrî ve acilihî fasrifhu annî vasrifnî anhu va’kir liyelhayra haysu kâne sume ardinî bih. “

“Allah’ım! Senin ilmine göre hayrını diliyorum, kudretinden güç istiyorum, senin büyük fazlını diliyorum. Zira sen kadirsin, ben kadir değilim, sen bilirsin ben bilmem, sen gizlileri bilirsin. Allah’ım eğer bu iş, benim dinim, geçmişim, sonum, şimdim ve geleceğim hakkında hayırlı ise bunu bana takdir eyle, kolaylaştır. Eğer bu işim benim dinim, geçimim, sonum, şimdim ve geleceğim hakkında şerli ise bunu benden, beni de bundan çevir, hayır nerede ise bana onu nasip eyle, sonra beni onunla hoşnud eyle.”

24 Nisan 2014

İnsanlar birbirine mektup yazmalı. Çünkü mektupta sesin tonu belli olmaz. çünkü mektup düşünülerek yazılır. Birdenbire ağzımızdan kalan kelimeleri hiçbir şey geri getiremez. Söylediklerimizin üstü çizilemez. çünkü söylediklerimiz dinlenmeyebilir; sözümüz kesilir, ileriye o anda biri girer, okunan mektup ise mutlaka tamamlanır.

24 Nisan 2014

“İnsan bir kader planının sınırları içerisindedir. Yeryüzünde bulunmasının esas amacı, zorluklardan geçip imtihan olmak, Yüce Yaradan’ı ve amacını keşfetmek, manevi olarak eğitilip yükselerek cennete layık saflığa ulaşmaktır. Böylece ölümsüzleşmektir.

İnsan dua etmekle ve çabalamakla mükelleftir ve Allah da bu ikisine göre insana karşılık verir. Hayat maddi, görünür sebeplerin arkasında ruhsal zeka ile açıklanan manevi gizli sebepler üzerinden yönetilir. Allah izin verdikten veya destekledikten sonra insanın başaramayacağı iş yoktur. Allah’ın kolaylaştırdığı kolay, zorlaştırdığı zordur.”

24 Nisan 2014

zarifbiradam:

THY| Hayal Edince

bayıldımmm

24 Nisan 2014

yetmis2:



Telif hakkı Efendimize ait.


Tebessüm edin, dünyanın hakkını verin hacılar.

24 Nisan 2014
islamiyet:

Galileo 1600’lü yıllarda dünya yuvarlaktır dediği için yargılanmıştı oysa ki Osmanlı Devleti zamanında 1402 yılında yapılan Bursa Ulu Camii’deki güneş sistemini tasvir eden bu kabartmalar 200 yıl önceden vardı.

islamiyet:

Galileo 1600’lü yıllarda dünya yuvarlaktır dediği için yargılanmıştı oysa ki Osmanlı Devleti zamanında 1402 yılında yapılan Bursa Ulu Camii’deki güneş sistemini tasvir eden bu kabartmalar 200 yıl önceden vardı.

24 Nisan 2014
Teslimiyet pazarlıksızdır,
ihlas endişesizdir,
samimiyet gösterişsizdir.

—  İsmet Özel (via kisiselbirmesele)

18 Nisan 2014

14-20 Nisan Haftası…

14-20 Nisan Haftası…

18 Nisan 2014
theme by simplynorule
★ simplynorule